Türkiye ile İran Arasındaki Gergin İlişkiler: Derinlemesine Bir Analiz
Türkiye ile İran arasındaki ilişkiler, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın El Cezire televizyonuna verdiği röportaj sonrasında belirgin bir gerilim yaşamaya başladı. Fidan, İran’ın Suriye ve Irak’taki etkilerini “tehlikeli” olarak tanımlayarak, bu ülkelerin “üçüncü ülkelere” yönelik müdahalelerini eleştirdi. Özellikle, bu tür müdahalelerin kaynak ve kabiliyetlerinin başka ülkelerde bulunduğunu hatırlattı. Bu açıklamaların ardından, Tahran ve Ankara arasında büyükelçilerin çağırılarak karşılıklı uyarılar yapıldığı bir süreç yaşandı.
Bu gerilim, özellikle Suriye’de HTŞ (Heyet Tahrir el-Şam) tarafından oluşturulan geçiş hükümetinin ülkenin birliğini sağlamakta yetersiz kaldığı bir ortamda dikkat çekiyor. Ülkenin kuzeydoğusundaki SDG (Suriye Demokratik Güçleri) yönetimi ile İsrail’in varlığını hissettirdiği Dürzi bölgeleri arasındaki sıkıntılara ek olarak, sahil bölgelerinde de cihatçı grupların Alevilere yönelik katliamları yaşanıyor. HTŞ’nin kontrolü dışında olduğu iddialarıyla birlikte, bu olaylarda İran’ın parmağı bulunduğu iddiaları ortaya atılıyor.
Prof. Mehmet Yuva ile Türkiye-İran İlişkileri Üzerine Bir Değerlendirme
Türkiye-İran gerilimini ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın El Cezire röportajındaki mesajları Prof. Mehmet Yuva ile değerlendirdik. Yuva, Türkiye-İran ilişkilerinin her iki ülke için de büyük bir öneme sahip olduğunu belirtti.
“Türkiye-İran ilişkileri, bölgedeki dinamikler açısından kritik bir öneme sahiptir.” diyen Yuva, Fidan’ın değerlendirmelerinin eleştiriler içerdiğini ama aynı zamanda İran’ın bölge için önemine de vurgu yaptığını belirtti. Yuva, bölge ülkeleri arasında rekabet ve çatışma alanlarının bulunduğunu ifade ederek, bu sorunların “ortak bir irade” ile çözülmesi gerektiğini vurguladı:
- “Fidan’ın El Cezire röportajında, İran ile iş birliğinin önemine de atıflar var. İran-Türkiye ilişkilerinin bölge için ne denli kıymetli olduğunu belirten cümleleri dikkat çekici.”
- “İran’ın ‘Şii-Hilal Projesi’ kapsamında mezhepçiliği teşvik ettiği ve bunun sonuçlarının İran’a da fayda getirmediği gerçeği ortada.”
- “Türkiye ve İran arasındaki ticari münasebetler, her iki ülke için de hayati öneme sahip. Özellikle Türkiye bankalarına uygulanan ambargolar göz önüne alındığında, bu iki ülkenin bölgede potansiyel güç olduğunu biliyoruz.”
Yuva, Türkiye’nin Suriye’de, Mısır ile de rekabet içinde olduğunu belirterek, bu ilişkilerin bölgeye olumlu veya olumsuz yansımaya devam edeceğini vurguladı. “İran ile Türkiye arasında bölgesel sorunların ortak bir irade ile çözülmesi gerektiğini düşünüyoruz.” dedi.
Geçmişten Günümüze Suriye’nin Durumu
Prof. Yuva, Suriye’nin tarihine baktığımızda, bu ülkenin kimliğinin dış güçler tarafından şekillendirildiğini belirtti. “Suriye üzerindeki dış müdahale, tarih boyunca komşu ülkeler tarafından gerçekleştirilmiştir.” diyerek, 100 yıl önceki durumu günümüzle karşılaştırdı:
- “Fransa, Osmanlı İmparatorluğu’nu yenip Suriye’ye müstevli devlet olarak girdiğinde, Suriye’nin kimliğini bozacak bir tablo yaratmıştı.”
- “Bugün de benzer bir tabloyla karşı karşıyayız. Suriye’deki yönetim değişikliği, dış güçlerin müdahalesiyle şekilleniyor.”
Yuva, HTŞ’nin Suriye devleti için yeterli bir yönetim olmadığını belirterek, bunun en büyük nedeninin Suriye halkının tümünü temsil edememesi olduğunu ifade etti:
“HTŞ, Suriye halkının tümünün ve muhalefetin temsilcisi olarak iktidara gelmemiştir.” diyen Yuva, Türkiye ve İsrail’in etkisinin de önemli olduğunu vurguladı.
İran’ın ve Diğer Ülkelerin Suriye Üzerindeki Etkisi
Yuva, Suriye’ye müdahil olan tüm devletlerin kendilerine göre haklı gerekçeleri olduğunu ifade etti. “Türkiye, YPG/PKK’dan gelen terör tehdidini bertaraf etmek için Suriye’ye müdahale etti.” dedi. Aynı zamanda, İsrail’in de Suriye’deki istikrarsızlıktan dolayı endişeli olduğunu belirtti:
- “İsrail, HTŞ’nin varlığı nedeniyle Suriye’ye müdahale etmek zorunda kaldığını düşünüyor.”
- “Rusya ise Suriye’ye uluslararası bir saldırı olduğunu ve bu saldırının meşru hükümetin düşürülmesine yönelik olduğunu savunuyor.”
- “İran ise, Suriye’deki varlığını İsrail ile savaşma ve Filistin halkına destek verme gerekçesiyle meşrulaştırıyor.”
Yuva, bu karmaşık durumun, toprak bütünlüğünün sağlanmasını zorlaştırdığını ve gelecekte de sağlanamayacağını savundu.
Dürzi Faktörü ve Gelecek Senaryoları
Hizbullah ve Dürzi faktörünün önemine değinen Yuva, Dürzilerin ilhak noktasına gidebileceğini belirtti. “Hizbullah’ın Dürziler ile iş birliği yapması, bu grupların İsrail ile ilişkilerini güçlendirebilir.” dedi. Ayrıca, İsrail’in Dürziler ve HTŞ ile uzlaşamayan Arap grupları ile birlikte Barzani yönetimine doğru bir Davut Koridoru açma niyetinde olduğunu ifade etti:
“İsrail, bu koridoru açmak için Dürziler ve Arap muhalif grupları kullanabilir.” diyen Yuva, bunun bölgedeki dengeleri nasıl değiştirebileceğine dair endişelerini dile getirdi.
Türkiye’nin Suriye Politikası ve Geleceği
Son olarak, Yuva, Türkiye’nin mevcut politikasıyla Suriye’nin toprak bütünlüğünü sağlamasının mümkün olmadığını belirtti:
“Türkiye, Suriye’deki mevcut sorunları çözmeye yönelik köklü değişiklikler yapmadığı sürece Doğu Akdeniz’de yer alması zor.” diyerek, Türkiye’nin Suriye ile ilgili politikalarını yeniden gözden geçirmesi gerektiğini vurguladı.