Sürdürülebilirlik, şirketlerin yalnızca çevresel etkilerini azaltmaya yönelik bir sorumluluk alanı olmaktan çıkarak iş dünyasının stratejik rekabet unsurlarından biri haline geliyor. Avrupa Birliği düzenlemeleri, iklim kaynaklı riskler, değişen tüketici beklentileri ve küresel tedarik zincirlerinde yaşanan kırılganlıklar, şirketleri daha bütüncül bir dönüşüm anlayışına yönlendiriyor.
Yeni dönemde başarı, yalnızca tek bir fabrikanın ya da şirketin dönüşümüyle değil; tedarikçiden üreticiye, markadan son kullanıcıya kadar uzanan değer zincirinin tamamının birlikte hareket edebilmesiyle ölçülüyor.
AAK’nın “Plant to Brand” Yaklaşımı Yeni Dönemi Tanımlıyor
Bitki bazlı özel yağ teknolojileri alanında faaliyet gösteren AAK’nın yayımladığı 2025 Faaliyet Raporu, sürdürülebilirlik dönüşümünü “Plant to Brand” (Bitkiden Markaya) yaklaşımıyla ele alıyor.
Rapora göre sürdürülebilirlik artık yalnızca çevresel performans göstergesi değil; aynı zamanda tedarik zinciri dayanıklılığının, inovasyonun ve uzun vadeli büyümenin temel belirleyicileri arasında yer alıyor.
Bu yeni yaklaşım, şirketlerin rekabet gücünün artık yalnızca kendi operasyonlarıyla değil, içinde yer aldıkları değer zincirinin bütünsel performansıyla şekilleneceğine işaret ediyor.
“Türkiye Bu Dönüşümü Rekabet Avantajına Çevirebilir”
AAK Türkiye Genel Müdürü Ayça Akat Özyıldırım, sürdürülebilirlikte yeni dönemin en önemli unsurunun değer zincirindeki tüm paydaşların birlikte dönüşebilmesi olduğunu belirtti.
“Uzun yıllar sürdürülebilirlik şirketlerin kendi operasyonlarına odaklandı. Bugün ise asıl belirleyici olan, aynı değer zincirindeki tüm paydaşların birlikte dönüşebilmesi. Tedarikçi farklı bir noktadaysa, üretici başka bir yerde ilerliyorsa, marka farklı hedeflerle hareket ediyorsa gerçek anlamda sürdürülebilir bir yapı kurmak mümkün olmuyor.”
Özyıldırım, Türkiye’nin güçlü üretim altyapısı ve gelişmiş gıda sanayisi sayesinde bu dönüşümden önemli bir rekabet avantajı elde edebileceğini vurguladı.
“Türkiye, sürdürülebilirliği rekabet avantajına dönüştürebilecek güçlü bir üretim ekosistemine sahip. Çünkü gelecekte rekabet eden yalnızca şirketler değil, değer zincirleri olacak.”
Sürdürülebilirlik Büyümenin de Anahtarı Haline Geliyor
AAK’nın raporu, sürdürülebilirliği maliyet yaratan bir zorunluluk olarak değil; inovasyonu hızlandıran, tedarik zincirlerini güçlendiren ve müşterilere yeni değer önerileri sunan stratejik bir büyüme alanı olarak konumlandırıyor.
Şirketin geliştirdiği “Plant to Brand” modeli, ham madde tedariğinden ürün geliştirmeye, üretim süreçlerinden müşterilere sunulan çözümlere kadar tüm süreci tek bir sürdürülebilirlik perspektifi altında değerlendiriyor.
Bitki Bazlı Çözümler Emisyonları Azaltabilir
Raporda yer alan verilere göre, küresel sığır eti üretiminin yalnızca yüzde 10’unun bitki bazlı alternatiflerle değiştirilmesi halinde yılda yaklaşık 425 milyon ton karbon emisyonunun önüne geçilebileceği belirtiliyor.
Bu miktar, İsveç’in yıllık karbon emisyonlarının yaklaşık 12 katına karşılık geliyor.
AAK’nın Yeni Sürdürülebilirlik Pusulası
AAK’nın 2025 Faaliyet Raporu kapsamında duyurduğu yeni Sürdürülebilirlik Pusulası beş temel öncelik üzerine inşa edildi:
- İklim
- Biyolojik çeşitlilik
- İnsan
- Yönetişim
- Çözümler
Şirkete göre bu başlıklar yalnızca sürdürülebilirlik performansını değil; risk yönetimi, inovasyon kapasitesi, tedarik zinciri dayanıklılığı ve uzun vadeli değer yaratımını da şekillendiriyor.
Uluslararası Platformlarda Güçlü Performans
AAK’nın sürdürülebilirlik performansı uluslararası değerlendirme kuruluşlarının sonuçlarına da yansıdı.
- EcoVadis Gümüş Madalya
- Değerlendirilen şirketler arasında ilk %12’lik dilim
- CDP Forests kategorisinde A- notu
- CDP Climate kategorisinde B notu
- Sera gazı emisyon yoğunluğunda düşüş
- Yenilenebilir enerji kullanımında artış
- 60’tan fazla sürdürülebilirlik odaklı inovasyon projesi
İş Birliği Yeni Dönemin Merkezinde Yer Alıyor
AAK Sürdürülebilirlik Direktörü Caroline Westerik Sikking, sürdürülebilir dönüşümün ancak ortak hareket edildiğinde kalıcı sonuçlar doğurabileceğini ifade etti.
AAK Başkanı ve CEO’su Johan Westman ise sürdürülebilir büyümenin temelinde müşterilerle kurulan güçlü iş birliklerinin bulunduğunu belirterek, bitki bazlı özel yağlar alanındaki uzmanlıklarını daha sürdürülebilir gıda sistemleri oluşturmak amacıyla kullandıklarını söyledi.
