Stanford Üniversitesi’nden gelen yeni bir araştırma, yapay zekânın yalnızca yazılım değil, biyolojik düzeyde de dönüştürücü bir güç haline geldiğini ortaya koydu. Bilim insanları, yapay zeka tarafından tasarlanan DNA dizilimlerinin gerçek hayatta enfekte edebilen virüsler oluşturabileceğini gösterdi. Bu gelişme, bir yandan tedavi edici biyoteknolojiye kapı aralarken, diğer yandan küresel güvenlik endişelerini de yükseltiyor.
“Pandora’nın kutusu açılıyor olabilir”
Araştırmayı değerlendiren Yale Hukuk Fakültesi öğrencisi Tal Feldman ve Georgia Tech araştırmacısı Jonathan Feldman, Washington Post’a yaptıkları açıklamada şu uyarıyı yaptı:
“Riskleri abartmanın anlamı yok ama şu anda içinde yaşadığımız dünya, yapay zekânın çalışan virüsler yaratabileceği bir dünya ve buna henüz hazır değiliz.”
Uzmanlar, kötü niyetli kişilerin bu teknolojiyi biyolojik silah üretimi için kullanabileceğine ve virüs tasarlama hızının hükümetlerin ve sağlık otoritelerinin tepkisini zorlaştırabileceğine dikkat çekiyor.
Araştırmanın kritik sonuçları
Stanford ekibi, Evo adlı özel bir yapay zekâ modelini kullanarak bakterileri hedef alan bir virüs olan bakteriyofaj geliştirdi. Evo, ChatGPT gibi genel modellerden farklı olarak milyonlarca bakteriyofaj genomu üzerinde eğitildi.
-
Araştırmacılar, E. coli bakterilerini enfekte edebilen iyi bilinen phiX174 virüsünden yola çıkarak 302 yeni genom tasarladı.
-
Kimyasal olarak sentezlenen bu yapay virüslerden 16’sı gerçek hayatta çalıştı ve E. coli’yi enfekte ederek öldürdü.
-
Bazı yapay varyantlar, doğal virüslerden bile daha güçlü çıktı.
Çift yönlü potansiyel: Tedavi mi tehdit mi?
Bilim insanları bu teknolojinin antibiyotik direncine karşı yeni tedaviler geliştirme, enfeksiyonları hedefli biçimde yok etme gibi devrimsel tıbbi kullanım potansiyeline sahip olduğunu belirtiyor. Ancak aynı mekanizmanın biyolojik saldırılar için de kullanılabilmesi, etik ve güvenlik çerçevesinin acilen geliştirilmesini zorunlu kılıyor.
Uzmanlar, biyoteknoloji alanında yapay zekâ için uluslararası düzenleme, denetim ve hızlı müdahale protokollerine ihtiyaç olduğunu vurguluyor.
