Startup’ları bir türlü benimseyemiyoruz. Bu belkide üniversite döneminde yaptığımız grup projelerine o katkıda bulunamayan arkadaşımızın suçudur. Ya cesaret edemiyoruz, ya da finansal olanak bulamıyoruz. Buna da çözüm var; tek yapmamız gereken vizyon kazanmaya açık olmak ve dedikasyon.
Kısaca Startup Doğası
- Fikir doğar
- Araştırma ile içgörü toplanır
- Ekip kurulur
- Ürün geliştirilmeye başlanır
- Finans ve pazarlama departmanı devreye girer
Startup kültüründeki en en değerli yapı taşı; yatay hiyerarşi’dir. Ekibe dahil olan tüm bireyler eşit maaşlara olmasa da, eşit haklara sahip olmakla birlikte dedikedirler.
Neden startup kültürüne geç kalıyoruz?
Eğitim hayatımız ve kariyerimiz çoğu zaman bize söyleneni yapmakla geçiyor. Bunun yanı sıra operasyon ağırlıklı kariyer hayatları insiyatif kullanma becerilerimiz körelmiş durumda. Halbuki evi çekip çevirmek gibi aktivitelerde kullandığımız insiyatifleri iş hayatına aktarmamız gerekiyor. Bence hayatımızda örnek alabileceğimiz startup modeli annelik gibi bir kavramdan ilham alınarak yapılandırılmalı. Vizyon kazanabileceğimiz hobiler edinerek arkadaşlıklar kurmak ise iş yükü gibi geldiğinden networking’e bağlayıveriyoruz. Başarılı bir startup her zaman başarılı networking sonucu değildir. Bizim networking kavramına odaklanmış olmamız bu kültürdeki payımızın çatallanmasına neden oluyor.
Toplum Kaynaklı Platformların Startup’lara Katkıları
Kickstarter ve Indiegogo gibi platformlar doğru kullanıldıklarında startuplar için paha biçilemez kaynaklar haline geliyor. Zaten doğru kullanabilmek için oluşturulan destek ekipleri yaratıcı pazarlamadan, içerik taktiklerine kadar yardımcı oluyorlar. Startup’a kalan ise doğru bir execution planı hazırlamak.
Toplum kaynaklı platformlar ürün pazarlamasına destek olmanın yanı sıra bir yayılım kaynağı da sunuyor. Zira tüketicinin gözü daha iyi bir hizmet için multinasyonel şirketlerden ziyade startuplara yönelmiş durumda. Tabii bu da tüketiciye sunulan ”ilk” artılardan dolayı güçlü bir bağ da oluşturmaya olanak sağlıyor. Bkz. Pebble Watch
Yazıyı sonlandırmadan önce Türkiye’de startup kültürünü en iyi yansıtan organizasyonlardan biri olan Urban Station’dan bahsetmek istiyorum. Urban Station, startup’ların güzel yaşanabileceği bir mekan. Sessiz, sakin ve üstelik rengarenk ajans ofislerini de aratmıyor. Bence Urban Station startup kültürünü benimsemek için bir başlangıç olabilir.
Startup kültürünü benimsemek ve kaynak yaratma becerilerini geliştirmek için Kasım ayında gerçekleştirilecek olan Web Summit‘i göz önünde tutmalı.
