Erkekleri anlamak mı? diyen feminist bir çığlık bu satırları yazarken duyar gibiyim. Erkekler bilinen tarih boyunca kadınların üzerine güçlü bir hegemonya kurmuş ve tüm ekonomik, siyasal, sosyal sistem onların egemenliğinde kadınların zayıflığında bin yıllarca devam etmiştir. Erkeklik ve erkek cinsi kadına göreceli hep daha az sofistike daha basit olarak tanımlana gelmiştir. Erkek; istekleri arzuları davranışları kolaylıkla öngörülebilen ve çoğunlukla kibrit suyu ile ilişkili canlılar için kullanılan bir kavramdır. Meslek hayatımın çoğunda erkeklerle çalışmış ve erkekleri anlamak konusunda epey bir mesai harcamış 40lı yaşlarına dayanan bir “erkek” olarak çok fazla yol alamadığımı itiraf etmek zorundayım.
Erkek kavramını tanımlarken veya anlamaya çalışırken diğer her şeyde olduğu gibi bir şey ile göreceli olarak değerlendirilir. Erkek değerlendirmesi yapılırken diğer cins olan kadına göre değerlendirilir. Kadın ince düşünceli, erkek düz , kadın yağ oranı yüksek erkek düşük yağ oranlı …Diğer bir değerlendirme kendi içinde cinsi değerlendirmektir. Genç erkeklerde refrakter süre kısa iken yaşlı erkeklerde uzundur. Bir de türler arası değerlendirme vardır; goril erkeği şiddet konusuna daha meyyal iken babun erkeği cinsel aktiviteye daha meyyaldir gibi. “Erkekleri anlama konusu bu bütün bakış açılarını içermeden tam olarak anlaşılamaz.” rahatlıkla denilebilir.
Peki erkekleri neden anlamalıyız neden böyle bir şeyle uğraşılır ? Bunun bilimsel bir içerik üretmek dışında işe yaradığı en önemli alan ilişkilerdir. İlişkiler üzerine sohbet ettiğim tüm kadınlar erkekleri anlamadıklarından yakınmak konusunda istikrarlıdırlar. Hatta bununla ilgili gizli açık bir çabaları olduğu çok aşikar. Bende bu yazımda bir nebze bu konuda onlara yardımcı olmak arzusundayım.
Bir canlıyı erkek olarak tanımlamak için eşeyli üremede sperm ve benzeri bir hücreyi bünyesinde barındırması ve uygun koşullarda bu hücreyi dişiyle buluşturması gerekmektedir. Bu yeti canlılığın devamı için zorunlu bir durumdur. Bunu başaramayan canlılar nesillerinin ve genetik materyallerinin devamlılığını sağlayamaz ve yok olurlar. Var olmak ve varlığını devam ettirmek üzere güdülenmiş tüm evren için bu kaçılmaz bir konudur.
Eşeyli üreyen canlılardan insan türünde erkek her an milyonlarca spermi rezervinde bir dişiyi döllemek için yaklaşık 15 yaşından itibaren barındırır. Kadın ise yine belli bir dönemden sonra ayda bir kez eşey hücresini döllemek için olgunlaştırıp döllenmeye hazır hale getirir ve toplamda bu işlemi 30 yıl boyunca ayda bir kez yapabilir. Her iki cins de mümkün olduğunca en iyi mahsülü yani çocuğu meydana getirmek için yıllar içerisinde en iyi spermi ve yumurtayı bulmayla ilgili stratejiler geliştirmiştir. Bu stratejilerin ana amacı sağlıklı bir çocuk meydana getirmek ve onun olgunluk çağına eriştirip onun da döllenmesini sağlayacak sağlık koşullarına erişmesini sağlamaktır. Stratejileri başarıya ulaşan erkek ve dişiler genetik materyalini bir sonraki nesile aktarıp başarıya ulaşmış sayılırlar. Bu çerçeveden bakılırsa erkek için dölleyebilme ihtimali kadına kıyasla oldukça fazladır. Kadın en doğrusunu seçmez ise gebelik ve laktasyon ( emzirme dönemi) boyunca tekrar çiftleşip çocuk yapamayacağı için yaklaşık 16 yıl boşa harcamış olabilme ihtimaline sahiptir. Bu kocaman bir dezavantajdır aslında. Erkeğin ise başarısız olduğunda 3 gün sonra yeni bir üreme fırsatını değerlendirebilmesi çok olasıdır.
Bu evrimsel ve biyolojik gerçeklerin insan davranışına ve kültürüne yansımaları şaşırtıcıdır. Erkek ve kadın flörtleşmelerinin kadınlar açısından en yaygın sorunlarının başında erkeklerin çok eşliliği ve sadakatsizlikleridir. İkincisi uzun süreli ciddi ilişki konusunda gönülsüzlükleridir. Bu tespitler bir genellemedir ve bireysel olarak farklı davranan erkek ve kadınlar bu makalenin konusu değildir. Erkeklerin neden ilişkilerde bu konuda yaygın olarak bu davranışları sergilediğinin açıklamalarından biri diğer birçok faktörün yanında bu biyolojik özellikleridir diyebiliriz sanırım.
Doğada yukarda bahsettiğin farklılıktan dolayı çiftleşme davranışında daha seçici davranan doğal olarak kadın tarafıdır. Erkek hiçbir dişi tarafından seçilmeye layık bulunmazsa neslini devam ettiremez. Erkeklerin üzerinde bu sebeple ağır bir seçilim baskısı vardır. Çiftleşmek için rakiplerini egale ederek dişi tarafından seçilmesi gerekmektedir. Bunun ilişkilere yansıması erkek cinsinin rakiplerin seçilmesini engellemek için gereken her şeyi yapması olarak özetleyebiliriz. Bu davranışlara örnek olarak şiddete eğilim, abartılı kıskançlık davranışları , dişinin olduğu ortamda ön plana çıkmak için elinden geleni ardına koymama vb. sayılabilir.
Seçilim baskısının erkek cinsel yaşamına etkisi bir cinsel terapist olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki diğer tüm etkenlerin çok üstündedir. Bir kadının bir erkeğin cinsel gücü ve tatmin edebilirliği ile ilgili direk veya dolaylı eleştirisi erkeğin tüm cinsel yaşamının bitmesine veya ciddi yara almasına neden olması çok yaygın bir durumdur. Erkek bir kadın tarafından seçilemeyeceğini anladığında bilimsel olarak engin bir bilgiye sahip olan bir akademisyen bile olsa bilinçdışının o güçlü baskısı ile cinsel işlev bozukluğu ile tanışabilir. Bunun en yaygın diğer örneği penis boyu ile ilgili yaşanan trajedidir. Bilimsel olarak her ne kadar cinsel aktivitedeki rolünün çok önemsiz olduğu kanıtlansa da erkekler arasında penis boyu rekabeti çok acımasızdır. Bir erkek penisinin diğer rakiplerinden kısa olduğunu düşündüğü anda işte o seçilim baskısı onu kuşatır ve ciddi bir anksiyete sahibidir artık.
Erkekleri anlamak adına bu iki konu bir çok soruyu yanıtlıyor ama buna ek olarak kültürel ve bireysel durumlar bu genellemeyi değiştirebilir. Erkekler seçilim baskısından kurtulmak için bin yıllarca erkek egemen bir sosyal yapı kurmuşlar ve kadınların seçim hakkını ellerinden almışlar gibi görünüyor. Son 50 yıldır kadınların sosyal yaşamda erkeğe eşit bir statüye kavuşmasıyla doğal yapımıza daha uygun bir ilişki formatı yavaş yavaş topluma yayılmakta ve kadınlar seçme hakkını tekrar ele almaktadır. Bu birçok erkek için cinsel işlev bozukluğu anlamına geliyor. Bu sebeple son zamanlarda psikolojik cinsel işlev bozukluklarının genç erkeklerde yaygınlaştığı görülmektedir.
Erkekler sanıldığının aksine ilişkiler konusunda kadına göre daha dezavantajlı yanları çok bir cinstir. Bir erkeği iyi anlayabilir ve onu değiştirmeye çalışmadan olduğu gibi sevebilirseniz uzun mutlu bir ilişki elde etmiş olursunuz mesajı ile bir sonraki erkekleri anlama enstitüsü yazısında görüşmek üzere…
