İstanbul’un ruhunu sinematografik bir dille anlatan, başrollerinde Engin Akyürek ve Afra Saraçoğlu’nun yer aldığı orijinal mini dizi “İstanbul My Love” (İstanbul Aşkım), 19 Haziran’dan itibaren yalnızca Go Türkiye’nin YouTube kanalında yayına girecek.
ORTADOĞU VE AVRUPA’DA İZLEYİCİ İLE BULUŞACAK
İstanbul’un benzersiz estetiğini ve kültürel dokusunu sinema aracılığıyla yansıtan bu özel yapım, hem bölgesel hem de kıtasal anlamda geniş bir izleyici kitlesine ulaşmayı amaçlamaktadır. Dijital pazarlama stratejileri doğrultusunda hazırlanan ve özgün bir içerik deneyimi sunan bu mini dizi, özellikle Ortadoğu ve Avrupa ülkelerindeki izleyicilerle buluşacak. Yönetmenliğini Ozan Açıktan’ın üstlendiği İstanbul My Love (İstanbul Aşkım), Engin Akyürek, Afra Saraçoğlu’nun yanı sıra Yasemin Kay Allen ve İlayda Akdoğan gibi seçkin oyuncu kadrosuyla dikkat çekiyor. Yaklaşık üçer dakikalık toplam 10 bölümden oluşan eser, İstanbul’un ruhunu ve tarihini çağdaş görsel anlatımla bütünleştirerek izleyiciyi şehrin sokaklarında, tarihi mekanlarında ve ikonik noktalarında yolculuğa çıkarıyor.
Şehirle bütünleşmiş bu yapım, Çırağan Sarayı, Rixos Tersane, Galataport, AKM Taksim, Karaköy, Boğaz ve Beyoğlu gibi İstanbul’un en seçkin ve sembolik alanlarında geçen sahnelerle, izleyicinin duyusal ve estetik algılarını harekete geçiriyor. Bu sayede, İstanbul’un hafızasında saklı kalan duyguları ve hikâyeleri görsel bir şölen eşliğinde yeniden canlandırmayı amaçlıyor.
İstanbul’da Unutulmaz Bir Aşk Hikayesi: Programlanmış ve Doğal Kalplerin Kesişimi
Afra Saraçoğlu’nun hayat verdiği İstanbul karakteri, yapay zekâ ve ileri teknolojiler üzerine geliştirilmiş özgün bir yazılımla aşkın bile algoritmalara sığdırılabileceğine inanan genç bir girişimciyi temsil ediyor. Bu yazılım, onun başarılarıyla tanınan, ancak duygusal dünyasında kapalı kapılar ardında yaşayan iş insanı Tan’a (Engin Akyürek) sunuluyor. Tan, İstanbul’un karmaşık algoritmasını sorgulayarak, üç farklı randevuda gerçek aşkın izini sürmeyi ve bu deneyimi başarıyla tamamlayan kadına yatırım yapmayı teklif eder.
Yapay zekâ destekli bu aşk deneyi, zamanla her iki karakterin de iç dünyasında derin ve anlamlı bir yolculuğa dönüşür. Tan, her buluşmada aşkın gerçekten programlanabilir olup olmadığını sorgularken, İstanbul’un kendine özgü ruhu ve karmaşık yapısı bu hikâyede adeta bir karakter gibi rol alır. Bu süreçte, hem teknolojinin sınırlarını zorlayan hem de insanoğlunun duygusal derinliğini keşfeden bir anlatım ortaya konur. Aşkın algoritmalara sığdırılamayan o özgün ve kaçınılmaz doğası, yapay zekânın soğuk mantığıyla karşı karşıya gelirken, izleyiciye yeni bir düşünce penceresi açar.
