Yıldız Sarayı Şale Köşkü’nde Restorasyon Sanatı
Yıldız Sarayı Şale Köşkü içerisindeki özel atölyede, uzman restoratörler, zamanla yıpranmış, zarar görmüş veya tahrip olmuş sanat eserlerini yeniden envantere kazandırmak amacıyla çalışmaktadır. Bu süreçte, özgünlük ve en az müdahale gibi evrensel ilkeleri göz önünde bulundurarak eserleri yeniden sergilenebilir hale getirmektedirler.
Milli Saraylar Sedef Atölyesi Sorumlusu Cemalettin Ünal, Anadolu Ajansı muhabirine verdiği röportajda, atölyede yürütülen projelerden bahsederek, “Topkapı Sarayı’ndan gelen Harem Kapısı ve Yıldız Sarayı’ndan gelen Abdülhamid Han’a ait tuğralı taht üzerinde çalışmalar yapıyoruz,” dedi. Ünal, “Tamamen Milli Saraylar Başkanlığına ait olan piyanolar, kanepeler, koltuklar, kapılar ve bu unsurlar üzerindeki tüm süslemelerin restorasyonunu gerçekleştiriyoruz. Genellikle barok tarzında eserlerle ilgileniyoruz, fakat piyano gibi boulle tarzındaki eserlerin restorasyonunu da üstleniyoruz.” diye ekledi.
Çalışmalarda Organik Malzemelerin Kullanımı
Ünal, restorasyon sürecinde kullandıkları malzemelerin doğal ve organik olduğuna dikkat çekerek, “Şu ana kadar en çok zorlandığımız eser Küçüksu Kasrı’ndaki altı adet şamdan oldu. Ancak en sevdiğim eser, Dolmabahçe Sarayı’ndaki Sedefli Oda’daki masaydı; 16 sütun süslemeli, tamamen sedeften yapılmış olan bu masa benim için çok özel,” ifadelerini kullandı. Restorasyon için kullandıkları malzemeler arasında sedef, pelesenk, abanoz ve şimşir gibi organik ahşap türleri olduğunu belirten Ünal, metal süslemeleri için gümüş kullandıklarını da vurguladı. “Fil dişi, bağ ve sedefi, üzerindeki orijinal desenlerine göre kesip şekillendiriyoruz,” dedi.
Atölye çalışmalarında, platonun marküteri tekniğinin de kullanıldığını ifade eden Ünal, “Kullandığımız malzemeler organiktir; kimyasal veya suni malzeme kesinlikle kullanılmamaktadır. 45 yıllık bir tecrübeye sahibim ve 32 yıldır Milli Saraylar’da görev yapıyorum. Önceki 5 yıllık dönemimde Topkapı Sarayı’nda çeşitli restorasyon alanlarında çalıştım. Şu anda atölyede dört kişi olarak çalışıyoruz ve üç farklı eser üzerinde yoğunlaşıyoruz. Bunlardan biri, Topkapı Sarayı’nın harem girişinde bulunan yaklaşık 400 yıllık bir kapıdır; bu kapı dönemin tüm özelliklerini taşımaktadır,” şeklinde konuştu.
İsrafın Önlenmesi ve Doğal Malzeme Kullanımı
Cemalettin Ünal, restorasyon çalışmalarının dikkat ve özveri gerektiren bir süreç olduğunu vurgulayarak, “Bu işi severek yapmak gerekiyor. Elbette tecrübe de önemli bir unsur. Kullanılan malzeme hem doğal hem de oldukça değerli olduğu için burada israfa kesinlikle yer yok; her şey titizlikle planlanıp ölçülüyor,” dedi.
Tarihle doğrudan bir ilişki içinde çalışmanın kendisini çok şanslı hissettirdiğini belirten Ünal, “Çoğu kişinin yapamayacağı, nadir eserlerin elden geçmesi ve sarayda çalışma fırsatı bulmak bizi onurlandırıyor ve mutlu ediyor. Bu nedenle kendimi çok şanslı hissediyorum. Eserlerin sergilenmesi de ayrı bir mutluluk kaynağı. Ailemden gelenlerin bu eserleri gördüğünde yaşadığı mutluluk, benim için paha biçilmez. 32 yıl, az bir süre değil; köşk ve kasırlardaki hemen her türlü sedefli işte elimiz oldu. İnşallah bu geleneği sürdürmeye devam edeceğiz,” sözleriyle düşüncelerini tamamladı.
