Zübeyde Hanım: Türk Kadınının Gücü ve Fedakarlığı
Bağımsızlık mücadelesine adanmış bir Türk kadını portresini yansıtan Zübeyde Hanım, güçlü karakteri, sabrı ve azmiyle Mustafa Kemal Atatürk’ü yetiştiren, onun milletinin bağımsızlık mücadelesini kazanmasına öncülük eden anne olarak tarihe geçmiştir. Zübeyde Hanım, oğlunun bağımsızlık mücadelesine duyduğu inanç ve kararlılığıyla Türk kadınının gücünü ve fedakarlığını simgeler.
1857 yılında Selanik’e bir saat mesafedeki Langaza’da, Karaman’dan Rumeli’ye göç eden Yörük Türkmenlerinden bir aileye mensup olarak dünyaya gelen Zübeyde Hanım, orta halli bir çiftlik sahibi olan Sofuzade Feyzullah Efendi ve Ayşe Hanım’ın tek kız çocuğudur. Çocukluk yıllarını ailesiyle birlikte çiftlikte geçiren Zübeyde Hanım, sınırlı eğitim olanaklarına rağmen okuma yazma öğrenmeyi başarmıştır.
Genç yaşta Ali Rıza Efendi ile evlenen Zübeyde Hanım’ın üçü erkek, üçü kız olmak üzere altı çocuğu olmuştur. Ancak, döneminin yaygın hastalıklarından olan kuşpalazı nedeniyle Fatma, Ahmet ve Ömer’i kaybetmiş, Naciye ise genç yaşta veremden hayatını yitirmiştir. Dolayısıyla, Zübeyde Hanım, genç yaşta dört evladını kaybetmenin derin acısını yaşamıştır.
1890 yılında Ali Rıza Efendi’nin beklenmedik ölümüyle 33 yaşında yalnız kalan Zübeyde Hanım, bir süre çocuklarıyla birlikte Langaza’da tarımla uğraşan üvey kardeşi Hüseyin Ağa’nın çiftliğinde kalmıştır. Daha sonra reji memuru Ragıp Efendi ile hayatını birleştirmiştir.
Anne-Oğul Arasındaki Bağ
Ali Rıza Efendi’nin vefatından sonra, Zübeyde Hanım, oğlu Mustafa’nın eğitimine devam etmesi için onu Selanik’te halasının yanına göndermiştir. Selanik Mülkiye Rüştiyesi’nde eğitimine devam eden Mustafa, okulu terk ederek annesine haber vermeden askeri ortaokul sınavına girmiştir. Burada başarılı olan Mustafa, annesini ikna ederek Selanik Askeri Rüştiyesi’nde, sadece kendi kaderini değil, ulusunun kaderini değiştirecek bir yola adım atmıştır.
Mustafa Kemal, burada matematik öğretmeni Yüzbaşı Mustafa Sabri Bey tarafından “Kemal” ismi verilerek “Mustafa Kemal” adını almıştır. Askeri ortaokulu üstün başarı ile tamamladıktan sonra, lise eğitimine Manastır Askeri İdadisi’nde devam etmiştir. 18 yaşında girdiği İstanbul’daki Harp Akademisi’ni başarıyla tamamlayan Mustafa Kemal, annesinin ikamet ettiği Selanik’e atanma arzusunda bulunmasına rağmen, stajını Şam’daki 30. Süvari Alayı’nda yapmıştır.
Şam’a giden oğlunu görmek isteyen Zübeyde Hanım, 3 günlük bir seyahat ile İstanbul’a gelerek Sirkeci Garı’ndan Mustafa Kemal’i uğurlamıştır. Balkan Savaşları sonucunda Selanik’in Osmanlı sınırları dışına çıkması üzerine, Zübeyde Hanım ve kızı Makbule de İstanbul’a göç etmiştir. Selanik’te kalan Ragıp Bey, birkaç yıl sonra vefat etmiştir. Beşiktaş Akaretler’deki 76 numaralı evde yaşamaya başlayan Zübeyde Hanım, Mustafa Kemal’in geçirdiği sarılık hastalığı sonucu kör olmasından korkarak Halep’i ziyaret etmiştir.
1918 yılında Suriye Cephesi’nden İstanbul’a dönen Mustafa Kemal, annesi Zübeyde Hanım ve kardeşi Makbule Hanım ile hasret gidermiştir. Şişli’de kiraladığı üç katlı evde, annesi ve kardeşine evin üçüncü katını ayırmış, kendisi de İstanbul’un en bunalımlı günlerinde bu evde arkadaşlarıyla toplantılar yapmıştır. Mustafa Kemal, 16 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkana kadar bu evde kalmıştır. Zübeyde Hanım, Milli Mücadele yıllarında oğlunun ve arkadaşlarının idama mahkum edildiği haberini alınca duyduğu üzüntü nedeniyle kısmi felç geçirmiştir.
Milli Mücadele döneminde İstanbul’da kalan annesi Zübeyde Hanım ile mektuplaşan Mustafa Kemal, 3 yıl süren ayrılığın ardından Kurtuluş Savaşı’nın sonlarına doğru annesini Ankara’ya getirmeye karar vermiştir. Mustafa Kemal, TBMM Başkanı ve Başkomutan olarak Adapazarı’nda bir araya geldiği annesi ile Çankaya Köşkü’ne dönmüştür.
Son Günleri
Kısmi felç ve romatizma ağrıları artan Zübeyde Hanım’a, İzmir’in havasının iyi geleceği düşünülmüştür. 18 Aralık 1922’de İzmir’e gelen Zübeyde Hanım, Latife Hanım Köşkü’nde 28 gün yaşadıktan sonra, 14 Ocak 1923’te 66 yaşında vefat etmiştir. Cenazesi, Karşıyaka’daki Ferik Osman Paşa Camisi avlusuna defnedilmiştir.
Zübeyde Hanım için bir anıt mezar yaptırmak amacıyla 1938 yılında dönemin İzmir Belediye Başkanı Behçet Uz bir proje hazırlatmıştır. Fakat Atatürk, projenin çok süslü ve masraflı olduğunu düşünerek, mezarın başına yalnızca ağır bir taş parçası konulmasını ve üstüne “Atatürk’ün anası Zübeyde burada gömülüdür. Ölümü: 1923” yazdırılmasını istemiştir. Zübeyde Hanım çocukları çok sevdiği için de mezarın etrafının bir çocuk parkı ile süslenmesini talep etmiştir. İzmir Belediyesi, 1940 yılında anıt mezarın son şeklini vermiştir. Zübeyde Hanım, her 14 Ocak’ta hem resmi kurum temsilcileri hem de her yaştan vatandaşlar tarafından anılmaktadır.
“Ona söyle, zaferi kazanmadan dönmesin” Dokuz Eylül Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hakkı Uyar, Zübeyde Hanım’ın ömrünü oğlunun mücadelesine adadığını vurgulamaktadır. Büyük Taarruz öncesinde Mustafa Kemal’in annesiyle vedalaşmasına rağmen cepheye gittiğini belirtmektedir. Uyar, “Büyük Taarruz öncesinde Mustafa Kemal’in gelip annesinin elini öpüp vedalaşması söz konusu. Zübeyde Hanım, çok dindar bir kadın, sürekli dualar ediyor. Cepheye gittiğinin de farkında ama Mustafa Kemal cepheye gittiğinde annesine söylemiyor. Zübeyde Hanım, Mustafa Kemal’in yaverine diyor ki (Mustafa cepheye gidiyor, farkındayım. Ona söyle, zaferi kazanmadan dönmesin.)” şeklinde açıklamaktadır.
Uyar, zaferin ardından Zübeyde Hanım’ın hastalığının daha da ağırlaştığını aktararak, Zübeyde Hanım’ın 14 Ocak 1923’te Latife Hanım’ın köşkünde, oğlunun evlendiğini göremeden ama evleneceğini bilerek yaşama veda ettiğini ifade etmektedir. Mustafa Kemal Atatürk’ün annesinin mezarını ziyaret ettiği 27 Ocak’ta yaptığı anlamlı konuşmaya da değinen Uyar, “Mustafa Kemal, burada çok anlamlı bir konuşma yaptı. ‘Milli hakimiyet yolunda Türk milletinin elde ettiği kazanımları tekrar savunmak durumuyla karşı karşıya kalırsak annemin yanına gitmekten çekinmeyeceğim’ dedi. Zübeyde Hanım, bir annenin milletin kaderini ne kadar değiştirebileceğinin örneğini göstermektedir.” şeklinde sözlerini tamamlamaktadır.
