Orhan Veli Kanık: Türk Şiirinin Yenilikçi Seslerinden Biri

Orhan Veli Kanık, “İstanbul’u Dinliyorum”, “Güzel Havalar”, “Bir Garip Orhan Veli” ve “Anlatamıyorum” gibi unutulmaz eserleriyle Türk edebiyatının en özgün ve yenilikçi şairlerinden biri olarak anılmaktadır. Şiirlerinde halkın duygularını, yaşamını ve sokakların sesi olan insanların öykülerini ustalıkla yansıtmıştır.
13 Nisan 1914 tarihinde, İstanbul’un Beykoz ilçesine bağlı Yalıköy’deki bir konakta, klarnist Mehmet Veli Bey ve Fatma Nigar Hanım’ın ilk çocuğu olarak dünyaya gelen Orhan Veli’nin gerçek adı “Ahmet Orhan”dır. Ailesi, Soyadı Kanunu’nun kabulü sonrasında “Kanık” soyadını alarak, Orhan Veli ismiyle edebiyat çevrelerinde tanınmaya başladı.
HALİFE ABDÜLMECİD’İN SARAYINDA SÜNNET TÖRENİ
Orhan Veli’nin çocukluk yılları, Beykoz, Beşiktaş ve Cihangir gibi semtlerde geçti. İki kardeşi olan Kanık, mütareke döneminde Akaretler’deki Anafartalar İlkokulu’na gitmiştir. 7 yaşındayken, son Halife Abdülmecid’in Yıldız Sarayı’nda düzenlediği sünnet töreni yaşanmış ve bu olay, çocukluk anılarının bir parçası olmuştur.
Edebiyata olan tutkusunun ilk işaretleri Galatasaray Lisesi’nde belirmeye başladı. Yatılı olarak başladığı bu okulda, daha çocukken “Çocuk Dünyası” dergisinde ilk hikayesini yayımladı. 1923’te babası Cumhuriyet’in ilanından sonra Ankara’ya tayin olunca ailesiyle birlikte buraya taşındılar.
Orhan Veli, ilkokul eğitimini Ankara Gazi İlkokulu’nda, ortaokulunu ise Ankara Erkek Lisesi’nde tamamladı. Ortaokul yıllarında, Garip akımını başlatacak olan Oktay Rifat ile dostluk kurdu. Birkaç yıl sonra, Halkevleri’nde düzenlenen bir etkinlikte Melih Cevdet Anday ile tanıştı. Lise döneminde, ünlü edebiyatçılar Ahmet Hamdi Tanpınar, Rıfkı Melul Meriç, Halil Vedat Fırtınalı ve Yahya Saim Sinanoğlu gibi hocalarının desteğini aldı. İlk yazılarını ise lisedeyken çıkardığı “Sesimiz” adlı okul dergisinde yayımladı. Bu dönemde, şiirlerinde aruz veznini kullanmayı tercih etti.
ŞİİRLERİNDE “MEHMET ALİ SEL” TAKMA ADINI KULLANDI
Kanık’ın ilk şiirleri, Nahit Sırrı Örik’in teşvikiyle dönemin önemli edebiyat dergilerinde yayımlandı. “Mehmet Ali Sel” takma adıyla da eserler veren Orhan Veli, 1932 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’ne kaydoldu ancak eğitimini tamamlayamadı.
Bir dönem Galatasaray Lisesi’nde öğretmen yardımcılığı yapan Orhan Veli, 1936-1942 yılları arasında ise Ankara PTT Genel Müdürlüğü’nde çalıştı. İlk dönem şiirlerinde hece ölçüsüne bağlı kalarak geçmişi, çocukluk anılarını, doğa sevgisini ve yalnızlık hissini hüzünlü bir dille işledi. Bu şiirlerini ise eski biçimde yazdığı gerekçesiyle kitaplarına almadı. “Ağaç” adlı şiirini Oktay Rıfat ile birlikte yayımlayarak “yeni biçimli” şiire geçiş yaptı.
Fransız sembolistlerinin etkisinden sıyrılan Orhan Veli, vezin, kafiye ve söz sanatlarını bir kenara bırakarak serbest şiire yöneldi. Bu dönemde, sıradan insanların yaşamından ilham alarak sokaktaki insanın şiirini yazdı.
TÜRK ŞİİRİNDE YENİLEŞME HAREKETİNİ BAŞLATTI
1941 yılında, lisesinden arkadaşları Oktay Rifat ve Melih Cevdet ile birlikte “Garip” adlı şiir kitabını yayımlayarak Türk şiirindeki yenileşme hareketinin öncüsü oldu. “Garip” akımı, Türk şiirinde önemli bir kırılmanın ve köklü bir değişimin sembolü haline geldi. Kitabın önsözünde, isim vermeden Nazım Hikmet’in toplumcu şiirine ve simgeci, geleneksel hece şiirine karşı eleştirilerde bulundu. Ona göre, şiir insanın beş duyusuna değil, kafasına hitap eden bir söz sanatıydı; bu nedenle ölçü ve kafiyeden kaçınmak gerektiğini savundu.
Gelibolu’da vatani görevini tamamlayan şair, hayatının 25 yılını “1914’te doğdum. 1 yaşında kurbağadan korktum. 9 yaşında okumaya, 10 yaşında yazmaya merak sardım…” sözleriyle özetlemiştir. 1945 yılında Milli Eğitim Bakanlığı Tercüme Bürosu’nda çalışmaya başlamış, iki yıl sonra bu görevinden ayrılmıştır.
1 Ocak 1949’dan itibaren, 15 günde bir yayımlanan “Yaprak” adlı dergiyi çıkarmaya başlayan Kanık, maddi zorluklar nedeniyle 27. sayısından sonra dergiyi yayımlayamamış ve Ankara’dan İstanbul’a geri dönmüştür. 1950 yılında Nazım Hikmet’e destek amacıyla cezaevinde açlık grevi yapan diğer yazarlarla birlikte hareket etmiştir. Kanık, “İstanbul’da, Boğaziçi’nde/Bir fakir Orhan Veli’yim/Veli’nin oğluyum/Tarifsiz kederler içindeyim” dizeleriyle hem kendi kimliğini sorgulamış hem de babasına duyduğu özlemi dile getirmiştir.
ÇOK GENÇ ÖLDÜ, YAZIK OLDU AMA ÖLÜMSÜZ
Orhan Veli, “Ölüme Yakın” şiirinde “Ölünce kirlerimizden temizlenir / Ölünce biz de iyi adam oluruz / Şöhretmiş, kadınmış, para hırsıymış / Hepsini unuturuz” dizeleriyle ölüm ve yaşam üzerine düşüncelerini ifade etmiştir. Ancak, Kasım 1950’de başından yaralanarak hastaneye kaldırılmış ve beyin kanaması sebebiyle 14 Kasım 1950’de hayata veda etmiştir. Cenazesi, Rumelihisarı Aşiyan Mezarlığı’na defnedilmiştir.
Ölümünün ardından Neyzen Tevik, Kanık’ın kaybını “Yaprağından yararlandığımız verimli bir dal ansızın kırıldı, düştü.” şeklinde ifade ederken, Nazım Hikmet “Öyle sanıyorum ki Orhan Veli bizim en güzel şairlerimizden biri. Çok genç öldü, yazık oldu ama ölümsüz.” demiştir. Bedri Rahmi Eyüboğlu ise “Büyük bir şair, büyük bir edip, çok iyi bir arkadaş, çok iyi bir insanı kaybettik.” sözleriyle Kanık’ı anmıştır. Ahmet Hamdi Tanpınar, “Çok severdim. Şiirin büyük damarından gelme bir şairdi. Böylelerinin hayatı kendisini yakarak bulur.” diyerek onun edebi ve insani değerini vurgulamıştır.











