İran’ın nükleer serüveni 1950’li yıllarda, ironik bir şekilde Amerikan yardımıyla başladı. “Barış için Atomlar” programı kapsamında desteklenen İran, 1967’de Tahran Üniversitesi’ne 5 megavatlık bir araştırma reaktörü kurdu ve ABD’den %93 oranında zenginleştirilmiş uranyum aldı.
Devrimden Yaptırımlara: İran’ın Nükleer Yolculuğu
1970’li yıllarda nükleer çalışmalarına Avrupa ile iş birliği yaparak devam eden Tahran yönetimi, Batı Alman Siemens şirketiyle Buşehr Nükleer Santrali’ni inşa etmek için anlaşma yaptı. Ancak 1979’daki İslam Devrimi sonrası proje yarım kaldı. Daha sonra santral, Rusya tarafından tamamlandı. 2002 yılında Natanz ve Arak tesislerinin varlığının ifşa edilmesiyle Batı, İran üzerindeki yaptırımları artırdı.
2015 Nükleer Anlaşması ve Trump’ın Çekilme Kararı
2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (JCPOA), İran’a yönelik yaptırımların kaldırılması karşılığında nükleer faaliyetlerin sınırlandırılmasını öngörüyordu. Ancak 2018’de Donald Trump, ABD’yi bu anlaşmadan çekti. Tahran ise karşılık olarak nükleer taahhütlerini kademeli olarak azalttı ve %60 oranında uranyum zenginleştirmeye başladı.
İran Nükleer Silaha Ne Kadar Yakın?
İranlı yetkililer nükleer faaliyetlerinin “barışçıl” olduğunu savunsa da Batılı istihbarat kaynaklarına göre İran, nükleer eşiğe her zamankinden daha yakın. Şu anda %60 zenginlik seviyesindeki uranyumun, silah kalitesindeki %90 seviyesine birkaç gün içinde ulaşabileceği belirtiliyor. İran, halihazırda Khorramshahr ve Sejjil gibi nükleer başlık taşıyabilecek balistik füzelere de sahip.
İran’ın Nükleer Geleceğine Dair 3 Olası Senaryo
- En olası senaryo: İran, nükleer silaha çok yakın ama henüz üretim kararı almadı. Bu, müzakere baskısı ve caydırıcılık için uygulanan stratejik bir hamle olabilir.
- En düşük olasılık: İran nükleer bombayı üretti ama gizli tutuyor. Ancak uzmanlara göre bu senaryo rejim için Kuzey Kore’den daha ağır sonuçlar doğurabilir.
- İkinci olasılık: İran müzakere masasında koz elde etmek için nükleer yetkinliklerini kullanıyor ve fiilen üretim aşamasına geçmeden maksimum baskı aracı olarak değerlendiriyor.
Yaptırımlarla Yaşamak: İran Ekonomisi Nefes Almakta Zorlanıyor
İran, 1979’dan bu yana Batı’nın ekonomik ambargolarına karşı “stratejik sabır” politikasıyla yaşamaya çalışıyor. Çin ve Rusya ile ilişkilerini güçlendirse de halkın karşı karşıya kaldığı yüksek enflasyon, riyalin değer kaybı ve işsizlik rejimi zor durumda bırakıyor. 2015’te anlaşmaya imza atan İran, bugün çok daha ağır koşullar altında aynı noktaya geri dönmek zorunda olabilir.
İsrail ve ABD Seçeneği: Anlaşma mı, Savaş mı?
İsrail, Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması’na (NPT) taraf olmasa da Begin Doktrini gereği bölgedeki hiçbir ülkenin nükleer silah sahibi olmasına izin vermemeyi ilke edinmiş durumda. Bu doktrin, 1981’de Irak’taki Osirak reaktörüne ve 2007’de Suriye’ye yönelik saldırıların gerekçesiydi. Aynı tutum, İran için de geçerli olabilir.
İran’ın Avrupa ile Paralel Diplomasisi: Savaş Engellenebilir mi?
İran’ın, Rusya’ya Şahid insansız hava araçları tedarik etmesiyle Ukrayna Savaşı’na dolaylı olarak dahil olması, Avrupa ile ilişkilerini zora soktu. Tahran yönetimi ise Avrupa’nın zaten daima ABD’nin yanında olduğunu ve milli çıkarlar doğrultusunda Rusya’yla yakınlaştığını savunuyor.
AB, gerginliğin azaltılması için ekonomik teşviklerle yeni bir nükleer anlaşma zemini yaratabilir. Ancak Trump’ın etkisindeki Washington nedeniyle Avrupa’nın bağımsız bir garantör olması şu an için pek mümkün görünmüyor.
Füze Gücü ve Vekil Güçler: Müzakerelerdeki Asıl Konular
Trump, İran’ın sadece nükleer değil; balistik füze programı ve
Petrol: İran Ekonomisinin Hem Umudu Hem Bağımlılığı
İran ekonomisi, büyük ölçüde petrole dayalı ve bu durum, ülkenin kalkınmasını engelleyen bir “kaynak laneti”ne dönüşmüş durumda. Ne halı, ne fıstık, ne de füze ihracatı, sübvansiyonlarla yaşayan halkın ihtiyacını karşılayamıyor. Bu nedenle İran’ın dünya ekonomisine entegre olması, hayatta kalması için neredeyse zorunlu.
Trump’la Anlaşma Seçeneği: Gerçekçi mi?
Teorik olarak İran, nükleer ve füze hedeflerinden vazgeçip petrol temelli dinamik bir ekonomi kurma yoluna gidebilir. Ancak Tahran yönetimi bu seçeneği asla masaya koymuyor. Bunun gerekçesi ise Kaddafi örneği: Silahsızlanan bir rejimin nasıl kolayca devrildiğini unutmuyorlar.
Bu nedenle İran için tek gerçekçi seçenek: pazarlık yaparak zaman kazanmak. Ancak bu sefer süreç 2015’teki kadar kolay olmayacak. İran, bu kez daha kademeli, garantili ve ABD’nin tekrar çekilemeyeceği bir anlaşma istiyor. Nükleer faaliyetlerini tamamen bitirmeden ama çok daha sıkı denetimle yola devam etmek istiyor.

















