Kadınların ne istediği konusunu net biçimde ortaya koyabilen bilimsel bir veriye ulaşmak, sanırım günümüz teknolojisiyle Andromeda Galaksisi’ne ulaşmak kadar uzak bir olasılık. Bu yazının amacı, basit genellemeler yaparak zor bir konuyu daha anlaşılabilir hâle getirmek; erkeklere ve ne istediğini bilmeyen hanımefendilere küçük de olsa bir yol göstermektir. Hiçbir iddiası olmayan bu yazı; biraz terapilerden süzülen gözlemler, biraz bilim ve biraz da ilişkiler üzerine uzmanlaşmış bir meslek erbabı olarak kendi deneyimlerimden damıtılmıştır. Sonunda ülkemizin %50’sinin alkışlayacağı, diğer %50’sinin ise yerden yere vuracağı önermeler içereceğini garanti edebilirim. Sayemde ülkece bu ikiye bölünme fırsatını heba etmeyeceğimizi düşünüyorum.
Benim açımdan net olan bir konu var: Kadınların ne istediklerini söyledikleri ile gerçekte ne istedikleri arasında ciddi bir uyumsuzluk bulunuyor. Söylemde “ne istemesi gerektiği” baskınken, davranış ve seçimlerde personalarının devre dışı kalması oldukça yaygın bir durum. Yani Sezen Aksu’nun kulaklarımıza kazıdığı üzere “Git, git, git… Gitme kal” hâli… İşte bu tam anlamıyla bir kadın dilemmasıdır.
Erkeklerin çoğu üçüncü “git” deyişte gider, dördüncüyü duymaz bile. Çünkü üç kez “git” diyen biri, erkek beyni için net bir mesaj veriyordur: Git. Bir erkekten ilgi görmek isteyen kadın ise çoğu zaman istemediğini vurgular biçimde “naz” davranışı sergiler. Bunun sonucunda erkeklerin bir kısmı reddedilmiş hisseder ve ilgisini tamamen keser; bir kısmı ise ilgiyi abartır ve tacizci pozisyonuna düşer. Buradaki “naz”, “istemiyorum” ve “hadi gel” arasındaki çizgi son derece bıçak sırtıdır. Kadının söylemi “istemiyorum” iken, erkeğin bunu yorumlama biçimine göre sonuç; hiçbir şey, sevgililik ya da tacizcilik olabilir. Olgu “istemiyorum”dur ama üç farklı sonucun aynı oranda gerçekleşme ihtimali vardır. İşte bu olasılığa “kadın” denir.
Kadınların erkek seçimi ve nasıl bir erkek istedikleri konusundaki söylemleri kıyaslayan bir çalışma yapılsa, istatistikleri değerlendirmek için uzaydan gelişmiş yaşam formlarından destek istememiz gerekebilir. Bu seçimleri değerlendirirken kadının içinde bulunduğu yaş ve sosyal çevre bağlamı, bize kısmen genelleme yapma imkânı verir. Lise ve üniversite çağlarında seçimlerde temel içgüdüler baskınken, mezuniyet sonrası ve evlilik yaşına gelmiş kadınlarda Freud’un “süperego” olarak tanımladığı yapı daha belirleyici olur.
Üniversite üçüncü sınıfta sizin için ölüp biten bir kadın, mezun olduktan sonra sizi “işe yaramaz” bulabilir; siz de buna anlam veremezsiniz. Aynı kadın, evlilik için sizi ideal eş olarak görüp nikâh masasında ayağınıza bastıktan kısa bir süre sonra size karşı cinsel isteğini kaybedebilir ve yeniden dürtülerinin güdümüne girebilir. Böyle bir durumda cinsel hayatınız, anlam veremediğiniz bir biçimde sona erebilir. Şimdi aynı kadının ne istediğini 5–6 yıl içinde yekpare biçimde anlayabilmek ne kadar mümkün, size soruyorum.
Konuyu erkeklerle kıyaslayarak kapatmak istiyorum. Erkekler genelde stabil bir isteğe sahiptir: Daha genç, daha cilveli ve biraz zor elde edilen kadını arzular. Bu 18 yaşında da böyledir, evlendikten sonra da, bankamatikten emekli maaşını çekerken de. Kimse bu soru üzerine uzun uzun düşünmez; çünkü cevap nettir. O yüzden erkek bahsine bu kadar kelam yeter.
Ne istediği ile ne istediğini söylediği arasında bu kadar değişkenlik gösteren bir canlıdan stabil bir ilişki beklemek, nereden bakarsanız bakın absürt bir durumdur. Bu absürtlüğe ise evlilik diyoruz.
Reçeteyi veriyorum:
Kadınların ne istediğini söylediklerini %20 dikkate alın.
Bakışlarını, duruşlarını ve beden dilini %30 dikkate alın.
Önceki kadın deneyimlerinizi %30 dikkate alın.
Kalan %20 için de şansınıza güvenin.










