Trump’ın Döneminde Transatlantik Hattındaki Sarsıntılar
ABD Başkanı Donald Trump’ın göreve başlamasının üzerinden henüz bir ay geçmişken, Amerika’nın içindeki ve dışındaki dinamikler tüm dünyayı etkileyen bir sarsıntı yarattı. Özellikle Transatlantik ilişkilerinde yaşanan derin yarılmalar, Münih Güvenlik Konferansı sırasında daha da belirgin hale geldi. Transatlantik ilişkilerde ‘değerler’ üzerine inşa edilen ortaklık, Trump ekibinin Avrupa’ya yönelik ‘demokrasi, insan hakları ve sansür’ gibi konulardaki eleştirileriyle ciddi bir sarsıntı yaşadı. Trump, Ukrayna’da Rusya Federasyonu’nu ‘stratejik yenilgiye uğratma’ amacına yönelik bir savaşın Batı için bir bumerang etkisi yaratmasından yola çıkarak, bir an önce barış için kolları sıvarken, ABD’nin Avrupa’daki ortaklarıyla cepheden karşı karşıya gelmiş görünüyor.
Trump’ın Yeniden Yapılandırma Hedefleri
Prof. Mehmet Seyfettin Erol’a göre, Trump’ın önceliği, ABD’nin dünya üzerindeki hegemonya konumunu yeniden tesis etmek ve karşısına çıkacak rakipleri etkisiz hale getirmektir. Erol, “Trump, yeni düzenin inşasını sadece dış politikada değil, aynı zamanda ABD içinde de gerçekleştirmeyi hedefliyor,” diyor. Mevcut sürece bakıldığında, Trump’ın hedefi net bir şekilde ortaya çıkıyor; Amerika’yı yeniden büyük yapmak. Bu bağlamda, Trump’ın izlediği politika, bazı çevreler tarafından sürpriz olarak değerlendirilse de, Erol’a göre bu, uzun süredir planlanan bir yapılandırma sürecinin parçası.
Trump’ın Rusya ve Çin Stratejisi
Erol, Trump’ın başkanlığının ilk döneminde değişmeyen unsurlar arasında Çin’in en büyük tehdit olduğunu belirtiyor. “Trump, her durumda Rusya’yı yanına almak veya en azından Çin’e kaptırmamak zorunda,” diyor. Bu doğrultuda, Trump, Rusya’sız bir Çin ve Avrupa’sız bir Ukrayna barışı arayışında. Amerika, Asya Pasifik ve Avrupa’daki gücünü tesis etmek istiyor. Bu bağlamda, Avrupa’nın kayıtsız şartsız olarak yeni dünya düzeninde etkisiz hale getirilmesi gerektiğini düşünüyor.
Rusya’nın Güvenlik Algısı
Rusya’nın son üç yılda önemli dersler çıkardığını belirten Erol, Putin’in Batı’ya güvenmemesi gerektiğini anladığını ifade ediyor. Erol, “Batı’ya güven, Rusya için başlı başına bir güvenlik sorunu haline geldi,” diyor. Trump’ın Putin’e yaklaşımı, Rusya’ya bu imkânı tanıyor. Rusya’nın Almanya ile olan ilişkileri, stratejik özerklik bağlamında daha bağımsız bir politika izleyerek, Amerikan hegemonyasını zayıflatmayı hedefliyordu. Ancak gelinen noktada rollerin değiştiği görülüyor.
Amerika’nın Küresel Gücüne Dair Sorgulamalar
Erol, Trump’ın ‘havuç’ göstererek ABD karşıtlığını azaltmaya çalıştığını ifade ediyor. “Amerikan politikaları ve Amerika’nın kendisi büyük ölçüde deşifre edilmiş durumda,” diyor. Trump, bu durumdan yararlanarak, farklı bir Amerika imajı sunmaya çalışıyor. “Trump, tamamiyle ezber bozan bir yaklaşım içerisinde ve karşısındaki blokları bölmeye çalışıyor,” şeklinde ekliyor. Erol, Avrupa’nın bugüne dek hiç bu kadar aşağılanmadığını ve bu durumun Avrupa’daki iç siyasi duruma etkilerinin olacağını vurguluyor.
Çin’in Pragmatik Tavrı
Çin’in, Rusya-ABD ilişkilerinin olası seyrine karşı pragmatik bir tavır sergilediğini belirten Erol, Avrupa’ya yönelik uzatılan elin, çok kutuplu dünya düzeninde yerini korumak için atıldığını ifade ediyor. “Çin, Avrupa’yı bu yeni dünya düzeninde tutmak istiyor,” diyor Erol. Türkiye’nin artan önemi de bu çerçevede dikkat çekiyor. Türkiye, Rusya ile iş birliği yaparak bölgesel tehditlere karşı kendini koruma yolunda önemli adımlar atıyor.
Sonuç Olarak
Prof. Erol, Türkiye ve Rusya’nın iş birliğinin devam etmesi durumunda, bölgedeki tehditlere karşı güvende olacaklarını belirtiyor. “Yeni dünya düzeninin inşası devam ediyor ve buna Türkiye de dahil olmalı,” diyor. Türkiye’nin, yükselen Asya politikası çerçevesinde, uluslararası ilişkilerde kararlı bir duruş sergilemesi gerektiğini ifade ediyor. Erol, “Türkiye, Rusya ve Asyalı devletlerle iş birliği yaparak, Amerikan hegemonyasına karşı daha etkili bir konum elde edebilir,” diyerek sözlerini sonlandırıyor.
















