ABD ve İngiltere’nin Yemen’deki Husilere Yönelik Hava Harekatları
ABD ve İngiltere’nin Yemen’deki Husi milislerine karşı yürüttüğü hava harekatları hız kesmeden devam ediyor. Son saldırılar sırasında 50’den fazla sivilin hayatını kaybettiği bildirildi. Pentagon yetkilileri, gerçekleştirilen operasyonlar sonucunda onlarca Husi yetkilisi ve komutanının da etkisiz hale getirildiğini belirtti. Bu durum, Yemen’deki çatışmaların uluslararası boyutunu ve karmaşıklığını bir kez daha gözler önüne seriyor.
Ayrıca ABD basınında, İran’ın nükleer sürecinin yeniden değerlendirildiği iddiaları öne çıkıyor. ABD Başkanı Donald Trump, Rusya Federasyonu Başkanı Vladimir Putin ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından, “Taraflar, İran’ın İsrail’i yok edecek kapasiteye erişmemesi konusunda uzlaştı” diyerek, İran’ın nükleer silah edinmesini engellemeye yönelik kararlılıklarını vurguladı. Trump, Yemen’deki Husilerin her türlü eyleminin hesabının İran’dan sorulacağını ifade ederek, bu konuda daha sert bir tutum sergileyeceklerinin sinyallerini verdi.
Trump, Yemen’deki Husilere yönelik olarak, “Her türlü kaybedecekleri, savaşın hiçbir zaman adil olmadığı, saldırıların devam edeceği ve İran’ın Yemen’e silah sevkiyatını durdurması gerektiği” mesajlarını içeren yeni bir bildiri yayınladı. Bu bağlamda, ABD’nin Yemen saldırılarının arka planını ve İran’ın nükleer müzakerelerdeki rolünü, Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Dr. Bilgehan Alagöz ile derinlemesine değerlendirdik.
Trump’ın Çok Taraflı Anlaşmalara Alerjisi
Dr. Alagöz, İran’ın nükleer programına ilişkin geçtiğimiz günlerde Çin’de düzenlenen Rusya-Çin-İran zirvesine dikkat çekti. ABD’nin çok taraflı bir anlaşma yerine maksimum baskı politikasıyla İran ile doğrudan müzakere masasına oturma isteğini de vurguladı:
- “Geçen hafta, nükleer diplomasi açısından hareketli geçti. Ancak, manşetlere çıkan pek fazla konu yoktu. BM Güvenlik Konseyi’nde beş daimi üyenin katıldığı kapalı bir oturum gerçekleştirildi.”
- “Trump, BAE aracılığıyla İran’a bir mektup gönderdi. Bu süreçte, Çin’in ev sahipliğinde Rusya ve İran bir araya gelerek beş maddelik bir bildiri yayınladı.”
- “Bu bildirinin önemi, İran’ın mevcut konumunun Rusya ve Çin ile sınırlı kalmasından kaynaklanıyor. Ekonomik ve askeri zorluklar içindeki İran, 2018’den bu yana Rusya ve Çin ile birlikte hareket ediyor.”
Dr. Alagöz, bu beş maddelik bildiride uluslararası uyuşmazlıklara barışçıl çözümler vurgusu ve nükleer silahların yayılmasını önleme anlaşmasına atıfta bulunulduğunu belirtti. İran, Trump’ın iktidara gelmesiyle yeni bir müzakere süreci başlatmayı umarken, Trump’ın maksimum baskı stratejisine yönelmesi, İran’ın nükleer silahların yayılmasını önleme anlaşmasından çekilme kozunu kullanmasına yol açtı. Ancak, Rusya ve Çin’in bu duruma pek olumlu bakmadığını belirtti.
Reformistler ve Müzakere İhtiyacı
İran içinde reformistler ve muhafazakarlar arasında nükleer müzakereler konusunda bir uyumsuzluk olduğunu ifade eden Dr. Alagöz, reformistlerin izolasyondan rahatsızlık duyduklarını vurguladı:
- “İran’da muhafazakarlar, ne müzakere sürecini ne de nükleer faaliyetlerden geri adım atmayı istiyor. Onlar, Rusya ve Çin ile derinleşen ilişkilerden memnun.”
- “Reformistler ise, dış dünyadan izole kalmayı eleştiriyor ve müzakere sürecinin başlatılması gerektiğini savunuyor.”
Dr. Alagöz, Cevad Zarif’in istifasının İran’da büyük bir siyasi deprem yaratmadığını belirtti. Zarif’in toplumda pek de sevilen bir figür olmadığını ve onun istifasının iç siyasette önemli bir değişim yaratmadığını ifade etti. Bu bağlamda, ülkenin hayati meselelerinin hala gündemde olduğunu vurguladı.
Suudi Arabistan ve ABD’nin Yemen Saldırıları
Körfez devletlerinin İran’ın Suriye’den çekilmesine sevindiğini belirten Dr. Alagöz, ABD’nin Yemen saldırılarının Suudi Arabistan tarafından memnuniyetle karşılandığını vurguladı:
- “Körfez ülkeleri arasında farklılıklar olsa da, BAE ve Bahreyn’in İbrahim Anlaşmaları’na taraf olması, İran ile ilişkilerin derinleşmesini engelliyor.”
- “Suudi Arabistan, ABD’nin Yemen’e yönelik askeri müdahalelerinden memnun. Bu, Suudi Arabistan’ın bölgedeki güvenlik endişelerinin ortadan kalkması adına önemli bir gelişme.”
ABD’nin Yemen’deki askeri operasyonlarının, yalnızca İsrail’in güvenliğini sağlama gerekçesiyle değil, aynı zamanda Suudi Arabistan’a yapılan bir jest olarak da değerlendirilebileceğini belirten Dr. Alagöz, bu durumun stratejik bir bağlamda önemli olduğunu ifade etti.
Türkiye ve İran Arasındaki Gerilim
Türkiye ve İran ilişkilerinde bir gerilim yaşandığını dile getiren Dr. Alagöz, İran’ın Türkiye’yi İsrail’den daha büyük bir endişe kaynağı olarak gördüğünü kaydetti:
- “Türkiye-İran ilişkilerinde her daim inişli çıkışlı bir dinamik var. Türkiye’nin Azerbaycan ile ilişkilerini derinleştirmesi, İran’ın endişelerini artırdı.”
- “İran, Türkiye’nin bölgede kazandığı her avantajı kendi kaybı olarak algılıyor ve bu durum, patolojik bir yaklaşım sergiliyor.”
Dr. Alagöz, Türkiye’nin dış politikasında askeri müdahaleye yer olmadığını belirtirken, gerilim sürecinin devam edeceğini ve İran’ın güvenlik politikasını güncellediğini vurguladı. İran’ın odağını Güney Kafkasya ve Orta Asya’ya çevirdiğini belirten Dr. Alagöz, bu çekişmenin gelecekte de süreceğini öngördü.
















